www.alamanyabeyleri.de

www.alamanyabeyleri.com

    Actıve-X-Yüklenir!  

    Yükleme nasıl yapılir!

Gazeteler

    Cumhuriyet

    Milliyet
     Hürriyet
     Yenigun
     Evrensel
     Birgun
     DieGaste
     Welt
     FrankfurterAlgemein
     SueddeutscheZeitung
     AllgemeineZeitung
     Focus
    Stern

Sitemize yer veren Linkler

     Hüseyin Ekici.com
     İgdeli.de
     Kalekoy.de
     Kalekoy.eu
     Karaozu.eu
     Karpinar.info
     Turkmensitesi.com

 Faydali Linkler

     rküler.com
     Siir.gen.tr
     Diziizle.net
     Sözcük Çevir
    Google

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
 

 

“Faşistler komünistleri götürdüklerinde sustum. Çünkü ben komünist değildim.
Sendikacıları götürdüklerinde sustum. Ben sendikacı da değildim.

Sosyalistleri içeri aldıklarında sesimi çıkarmadım. Ben sosyalist değildim.
Yahudileri tutukladıklarında sustum. Çünkü ben yahudi değildim.
Beni götürdüklerinde, geride artık karşı çıkabilecek kimse kalmamıştı.”
Niemöller

 

 

  Mahzuni Şerif

Tevellüdüm merak ise, miladı otuz dokuz

Kasım’ın on yedisi Zeynel babadan geldim

Döndü anaya rahmolmuş, Ehlibeyt meftunuyuz

Ben faninin acısına, seyrü sefadan geldim.

 

             Bu dizelerden de belli olduğu gibi Mahzuni, 17.11.1939 yılında dünyaya geldiğini söylemektedir. Ozanın doğum tarihi konusunda belirsizlik bulunmasına karşın, ozanın kendisi 1939 tarihini doğru kabul etmiş ve yukarıda ki dizelerle de bu tarihi onaylamıştır. Baba adı Zeynel ve anne adı Döndü’dür. Ozan bu dizelerde Alevi bir ailenin çocuğu olarak doğduğunu ve bu yol (Aleviliğe)’a tutkun olduğunu belirtiyor. Ozan bu gelip geçici yaşama, bir anlık zevkle geldim diyor.

            Asıl ismi Şerif Cırık olan Mahzuni Şerif, ozanlık meyini, âşıklık badesini aldıktan ve demini edindikten yani tinsel ve dirimsel olgunluğa ulaştıktan sonra, amcası Cırık Baba ona mahlasını (yani kültürel kimliğini) veriyor. Amcası Cırık Baba, Şerif Cırık’ın, sessiz, sakin, saygılı, adil, hak bilir ve mahçup duruşundan hareketle ona Mahzuni mahlasını vermiştir. Kimi kez Mahsuni, kimi kez de “Mahzuni” olarak da söylenen bu sözcükten her ikisi de Mahzuni Şerif’in ozanlık kimliğine uymaktadır. Çünkü Mahsun da, güven altına veya korumaya alınmış demektir. Mahzuni veya Mahsuni, ürettikleriyle güven sunmuş ve halkı tarafından ürettikleri güven altına alınmış, eserleri halk tarafından korunan bir ozan olmuştur.

            Kuleli Askeri Lisesi’nde okurken, toplumculuğa ve Halk Edebiyatına gönül verdiği ve Alevi olduğu gerekçeleriyle ordudan atılır. 1961 yılından itibaren Mahzuni ait olduğu alanda (yani Halk Ozanlığı alanında ) eserler üretmeye başlar. O günden sonra yüzlerce plak ve kaset yapar.

              Mahzuni Şerif daha on yaşındayken amcası Âşık Fezali’(Behlül Baba)’den saz çalmayı öğrenir. 15 yaşlarından itibaren şiirler yazmaya, türküler söylemeye başlar. O dönemlerde Mahzuni daha çok usta malı eserler okur. 1955’lerden itibaren kendi eserlerini üreterek ozanlık işlevini yüklenir. Mahzuni O tarihten ölene kadar bu misyonunu hiç ödün vermeden onurlu bir şekilde sürdürmüştür.

            Mahzuni yaklaşık 45 yıllık ozanlık dönemine; 450 adet 45’lik plak; 10 adet long play; 65 kaset sığdırmış ve doğaçlama yaptığı eserlerle birlikte yaklaşık 20.000’e yakın şiir ürettiğini belirtmiştir. Mahzuni “Dolunaya Tül Düştü” isimli kitabında bu bilgiyi vermiştir. Doğal ki önemli olan yazdığı şiir adedi söylediği türkülerin niceliği değildir. Bu eserlerin içeriğidir.

            Hakkında yazılan ve yazdığı kitaplar ile de, uluslar arası edebi tartışmalara konu olur. 1998 yılında dünyanın, yaşayan üç büyük ozanı arasında birinci sırayı alır.

            1998 Yılında Beyin Kanaması ve 2001 yılında ise Kalp Krizi geçiren ozanımız; 17.05.2002 Tarihinde yaşama gözlerini yumarak, aramızdan ayrılmıştır.

Mahzuni geçen bu dokuz yılın sonunda da toplumda ki diriliğini, olanca gücüyle korumaktadır. O bıraktığı eserlerle büyük çoğunluğun beyninde, gönlünde ve dilinde halen olanca canlılığıyla yaşamını sürdürmektedir.

            Mahzuni Şerif’in yaşam görüşünü, dünyaya, evrene, topluma ve insana bakışını; dünyayı, evreni, toplumu ve insanı yorumlayışını anlayabilmek için, Onun eserlerine, şiirlerine ve yorumlarına bakmak gerekiyor. Mahzuni’nin eserlerini incelediğimizde hümanist anlayışın onun en belirgin yönünü oluşturduğunu görürüz. Geleneksel halk şiirini veya halk ozanlığını tarihsel bir süzgeçten geçirdiğimizde, büyük ozanlarımızın hemen hepsinde belirlediğimiz ortak yanlarının çok olduğunu görürüz. Bu ortak yanların; Hümanist olmaları, dinin özüne, içeriğine inanmaları, şekilsel inancı dışlamaları, bilimi önder görmeleri, aklın ve vicdanın özgürlüğünü savunmaları, Allah’a sevgiyle yönelmeleri, barışı, dostluğu, güveni, eşitliği, kardeşliği, bütünlüğü,...vb. savunmaları, aklı ve mantığı düşüncelerinin ana kaynağı saymaları, haksızlığa başkaldırmaları, mazlumun yanında yer almaları,...vs. görürüz. Ozanlarımızın böyle erdemli değerleri savunmalarının maddi ve tinsel kaynaklarını Anadolu’nun kültürel kalıtından aramak gerekmektedir.

               Bilindiği gibi Anadolu’muz binlerce yıl insanlığın bir ekin (kültür) merkezi olmuştur.  “En eski tarihi, en eski geçmişi, en eski uygarlıklarıyla bir bölünmez bütündür Anadolu. Hangi taşı kaldırsanız altında bu toprağın en eski yerlerinden kalma bir yaratma ürünü, bir başarı kalıntısı, bir düşünce belgesi bulursunuz. Bu varlıklar, bu kalıntı niteliği taşıyan buluntular Anadolu'nun gerçek tarihi belgeleri, kanıtlarıdır bizim için. (İsmet Zeki Eyüboğlu; Anadolu İnançları, Anadolu Mitolojisi Geçit Kitapları 1987 Bas. Sayfa 30) . Eyupoğlu’nun da belirttiği gibi Anadolu uygarlıkların odak noktasıdır. İnsanlığın en zengin kültürel malzemesi bu topraklardadır. Hemen her görüş, her inanç bu topraklarda yaşamıştır. Yine hemen her görüşün her inancın kalıtını taşıyan mabetleri, kervansarayları, dinsel ibadet yerleri, tarihi yolları, köprüleri, sarayları, kümbetleri,...bg. Vardır.

            İşte Halk Ozanlarını besleyen kaynak bu bitmez-tükenmez kültürel birikimdir. Kültür zenginliğidir.

           Mahzuni Şerif’te bu çeşmeden beslenmiştir. Mahzuni, 20. Yüzyılın en büyük Halk Ozanlarından birisidir. Halk ozanı; halkın değer yargılarını, yaşamdaki sınıfsal çelişkileri, yaşadıkları bölgenin coğrafik koşullarını, doğa olaylarını, halkın uğradığı felaketlerini, halkın sevinçlerini, üzüntülerini, acılarını, kederlerini, yoksulluklarını, varsıllıklarını, korkularını, savaşlarını... vs. olguları ve olayları en ince duygularla estetik değerler de katarak, anlatan halk bilimi insanlarıdır.

           Bu tanımdan hareketle Mahzuni’nin ozan kimliğine baktığımızda onun yıkarı da yaptığım tanıma uyan bir yapıya sahip olduğunu görürüz.

           Mahzuni Şerif’te toplum ve insanı etkileyen her şeyi bulmak olasıdır. Öyle ki onda bilim vardır, din vardır, kitap vardır, toprak vardır, meclis vardır, kader vardır, soru vardır, sorgu vardır, felsefe vardır köy vardır, şehir vardır, devlet vardır, millet vardır, doğruluk vardır, barış vardır, yiğitlik vardır, güzellik vardır, erdem vardır, zam vardır, zulüm vardır, hoşgörü vardır, açlık vardır, yoksulluk vardır, dünya vardır, evren vardır, zevzeklik vardır, nakkaşlık vardır, yuh vardır, övgü vardır, yergi vardır, memleket vardır, direnç vardır, yol vardır, karlı dağlar vardır, başkaldırı vardır, gardiyan- hapishane vardır, öğüt vardır, insanlığa sesleniş vardır, sevgi vardır, deli vardır, mağara vardır, zam vardır, okul vardır, aydın vardır, diploma delisi vardır, su vardır, doğum vardır, ölüm vardır, soyanlar vardır, şeref vardır, ceylan vardır, ceylan vardır, hacı- hoca –dede vardır....vs. kısacası toplumla ilgili ne ararsan Mahzuni’nin eserlerinde bulabilirsin. Görüldüğü gibi Mahzuni Şerif çok yönlü bir ozanımızdır.

               Mahzuni; Alevi- Bektaşi; Sosyalist, demokrat, laik, çağdaş, Atatürk’e gönülden bağlı; bağımsızlıktan, yoksullardan, mazlumlardan, ezilenlerden... vs. yana bir duruş sergileyen, eserlerinin özünü bu değerlerle donatan bir Halk Ozanımızdır.

             Mahzuni biraz Yunus EMRE; biraz NESİMİ; biraz, Pir SULTAN; biraz KARACAOĞLAN; biraz Âşık VEYSEL... vs. dir. Mahzuni Yunus gibi ilahi; Karacaoğlan gibi gönül aşkı ile dolu bir insandır. O Pir Sultan gibi başkaldırıcı, Nesimi gibi sorgulayıcı, Veysel gibi doğacıdır. Bu anlamda Mahzuni bu ozanlarımızın bir senkretizmi (birleştirici)’ dir adeta.

Ozanınız zaman gelir:

 “Hesap edilip hak alınsın/ Kavgalar hep, lafta kalsın/Kaygusuz bir devlet baki/ başımıza var edilsin/ diyerek başkaldırır. Pir Sultan olur.

Zaman gelir “Adem ile Havva vücut bulurken/ Cennet miyim, Şeytan mıyım ben neyim? diye sorgular ve Nesimi olur.

Zaman gelir “Aşk şarabın doya, doya/ Sundun, sundum içemedim der. Karacaoğlan olur.

Zaman gelir “Bahar gelip, lale sümbül açınca/ Boz bulanır ehli söker yaylalar” diyerek Veysel olur.  Ben insanlar değerini ölçemem/ Doğu-Batı-Gavur- Müslim bir bana/ der Yunus EMRE olur.

Zaman gelir;   baskı ve işkence görenlerin, asılan gençlerin, yoksulların, emekçilerin sesi olur ve “Erim, Erim Eriyesin” “Elem Geldi”, “Yiğitler, “Amerika Katil”,“Bizim Be, Ambargo Mambargo Dinleme Gardaş, Yuh Yuh, Sınıfsız Okul …vs. gibi eserleri bu dönemi anlatan önemli eserler olarak beyinlere kazır.

            Zaman gelir, “karıncaların bile vatanı vardır/bilin ki dünyada ben vatanlıyım” diyerek bağımsızlıkçı olur.

Zaman gelir;

Prangalar çiçek açtı kolumda

Kanlı zalim güler, eğlenir şimdi

Devriyeler gezer oldu yolumda

Obamızda kara bağlanır şimdi. Diyen dizeleriyle görmüş

olduğu bakıları ve acıları dile getirir.

 

            Zaman gelir;

Ey Atatürk, seni öyle sevdim ki

Akıl baştan gitti unutamadım

Dağların başına saldın kağnıyı

Teker taştan gitti unutamadım

Der ve Atatürk’e olan hayranlığını ortaya koyar.

 

                   Bu yollar barajlar halkın emeği

Halk pişirdi onlar yedi yemeği

Kitapları  yakıp  doğru demeyi

Gel yakanı düşün, yakanı düşün. Diyen ve her zaman çalışandan,

emekçiden yana olan toplumcu bir ozandır.

 

İki kardaş bu kavgayı

Durdurun Allah aşkına

Yara kangren olmadan

Sardırın Allah aşkına

            Diyerek kardeş kavgasının bitmesini ister.

 

 Ey Mahzuni Kan kalesin, yık da tarumar eyle

                        Tahammül bir Zülfükardır, kullanan Merdan’ımış

                        Eğer goncayı seversen, durma ahuzar eyle

                       Bülbülü bülbül eyleyen, dil ile efkan imiş. Diyerek tasavvufun en temel nirengi noktasını dile getirir. Kan kalesi, Alevi- Bektaşi felsefesinde insan bedeninin bütünü anlamına gelir. Ozanın da dediği gibi, Kan Kalesi, bedenin, ereksel veya istenç yönüdür. Bedenin kalesidir. O kaleye her değer girmemelidir. Bu da ancak bilinçle olabilir. Eğitilmiş, arınmış, temizlenmiş ve insani değerlerle donanmış bir beden, nefis kalesini yenmiş bir bedendir.

İnsan bedeni bir bütündür. İnsanın, bu bütünlüğün farkında olması, kendi gerçekliğini ve özünü kavraması, aynı zamanda kendisiyle bedeni arasında ki yabancılaşmayı da ortadan kaldırmasına zemin sağlar. Ozan, “kan kalesini yık ta tarumar eyle” derken, insanın benliğinden kurtulmasını, bencilliği, kötülüğü tininde atıp o duygulardan uzaklaşmasını; her olay ve olguda sabırlı olunmasını belirtmektedir.  

            Zaman gelir;

Sıvı idim katılaştım şey oldum

                                   Cisim buldum et kemikli tüy oldum

                                   İnsan oldum köle oldum, bey oldum

                                   Nice sene yaratıldım, çürüdüm. Bilimsel bir dil kullanır ve bilime olan güveni ortaya koyar.

          Mahzuni çok yönlü bir ozandır. Bu onu evrenselleştiren bir yandır. Hemen her konuda eserler vermiştir.

 

                                   Dünya yokken boşluk ise kâinat

                                   Boşluklar kimlere ederdi biat

                                   Gerçi beni sevmez ama Şeriat

                                   Gel gör ki, bilimin, şakası yoktur. Diyen ve felsefi söylemlerle varlığı sorgulayan bir ozan olmuştur.

 

            Mahzuni Şerif araştırmacı yazar Süleyman Yağızla yaptığı bir söyleyişi de şunları söylemiştir. “Geçmişteki ozanları, yaşayan ozanları bir, bir inceledim. Kendime yol gösterici, eylem kılavuzu olarak seçtiğim Ozan Pir Sultan oldu. Ses olarak da etkilendiğim Davut Sulari’dir. Toprak çocuğuyuz, toprağa karşı büyük özlemimiz vardır. Bunu da en iyi dile getiren Veysel Baba idi. Belirli bir derecede onun da etkisinde kaldım. Davut Sulari’den esinlendiğim sese, Âşık Veysel mülayimliğimi kattım. Düşün felsefemi de yukarıda belirttiğim gibi Pir Sultan’dan aldım” .(Süleyman Yağız; İşte Bizim Mahzuni; Hasat yay. 2. Baskı. 19991; sayfa 12-13.)

            Mahzuni Şerif gelenekten beslenen, ama çağdaş değerlerle donanmış ve geleneğin üzerine çağdaş değerleri katarak gelenekten sıyrılabilmiş ender ozanlarımızdan biridir. Gerek saz çalma tekniği, gerek müziğindeki tonlama ve tını, gerek sözlerinde ki felsefi içerik ve gerekse yaşamda ki duruşuyla o çağdaş bir ozan olmayı bilmiştir. Mahzuni çağının tanığı bir ozandır. O ürettikleriyle ölümsüzleşmiştir.

            Mahzuni halkının değerlerini çok iyi özümsemiş o değerleri sahip çıkmıştır. O halkının hiçbir değerini küçümsememiş, halkın gözü, kulağı ve sesi olmasını bilmiştir. Halk için sanat üretmenin doğruluğunu öldüğünde kanıtlamıştır. Bu halk Mahzuni’sine ne kadar değer verdiğini onun cenazesine katılarak göstermiştir. O günü yüz binler Mahzuni’yi uğurlamak için son görevlerini yapmak için Hacı Bektaş’a gelmişleridir. Halk Mahzuni’yi anlamış ve onu kalbine gömmüştür. Halk ozanını eserlerinde yaşatmayı sürdürmektedir.

Mahzuni yaklaşık 45 yıllık ozanlık dönemine; 450 adet 45’lik plak; 10 adet longplay; 65 kaset sığdırmış ve doğaçlama yaptığı eserlerle birlikte yaklaşık 20.000’e yakın şiir ürettiğini belirtmiştir. Mahzuni “Dolunaya Tül Düştü” isimli kitabında bu bilgiyi vermiştir. Doğal ki önemli olan yazdığı şiir adedi söylediği türkülerin niceliği değildir. Bu eserlerin içeriğidir. Güçlü bir doğaçlaması olan Mahzuni’nin her anı şiirler doluydu. Dost sohbetlerinde birkaç saat içinde onlarca eser ürettiği olmuştur.

Mahzuni Şerif Anadolu’nun bitmez tükenmez kültürel kalıtından beslenmiş ve serçeşmenin kaynağından içmiştir. Mahzuni’nin şiirlerinde, hemen her dokuyu yakalamak olasıdır. Mahzuni’de toplumsal, tasavvuf, sevda, taşlama, ağıt, destan..vs. konularını işleyen bir çok eseri bulmak bir arada bulabiliriz. Yani Mahzuni çok yönlü bir ozan.

               Mahzuni; Alevi- Bektaşi; Sosyalist, demokrat, laik, çağdaş, Atatürk’e gönülden bağlı; bağımsızlıktan, yoksullardan, mazlumlardan, ezilenlerden... vs. yana bir duruş sergileyen, eserlerinin özünü bu değerlerle donatan bir Halk Ozanımızdır.

 

            Ozanımızı 9. Ölüm yıldönümünde saygıyla anıyorum.

 

                                                                            Süleyman ZAMAN

                                                                           

Kaynaklar:

             İsmet Zeki Eyüboğlu; Anadolu İnançları, Anadolu Mitolojisi Geçit Kitapları 1987 Bas

            Süleyman YAĞIZ; İşte Bizim Mahzuni; Hasat yay. 2. Baskı. 19991;

            Süleyman ZAMAN; Mahuzni Şerif; Yaşamı-Sanatı-Eserleri; Ürtün Yay. 1996

            Süleyman ZAMAN; Mahzuni Felsefesi; Sanay Yay. 2004

 

  Metal işcileri gövde gösterisi yapdılar.

 

İGM Coburg yürüyüş 16.05.2012

Coburg, Kronach ve Lichtenfels on şirket dışında çalışanlar IG Metall çağrısı kulak. Yüksek sesle kendi hoşnutsuzluğunu havalandırmak. Onlar işverenler kabul edilebilir bir teklif gerektirir.

 

 Coburg - "! Uschi, Uschi, Uschi" Ursula Eckert sahnede kendiliğinden sipariş gibi, yoğunluk Albert Meydanı'nda düdük konser alır ve birçok genç insan kendi isminin minik ilahi. 19 yaşındaki Kaeser, Coburg eğitim mezunu ve endüstriyel olarak Çarşamba günü testi geçti. "Biz buradayız, biz geleceği çalmak çünkü biz, yüksek sesle," diye yüksek sesle söylüyor ve pek çok genç insanları temsil kalıcı bir kazanım eğitilmiş olmalıdır. Patronu Thomas Kaeser her zaman vurgulamak rağmen gençlik önemidir. Ama öğretmenlik sonra pek düzenli bir işi vardı, diyor ve böylece ıslık ve Boos bir koro tetikler.
800 Hakkında metalci Albert Coburg Meydanı'nda merkezi Warnstreiktag ralli üzerine sendika iddiaları geldiniz. Coburg, Kronach ve Lichtenfels bölgede on şirketten dışarı işçilerin çalışmasına 12 saat bırakmaya çağrıldı. "Aslında bunu yaptım kaç, biz söyleyemeyiz," Coburg IG Metall lideri Juergen elma omuzlarınızı silker. Bakışları yerde dolaşan Ama bir şey o, kesin bilir: "Bu son sarı kart."
Bu Johann Schredl olarak hiçbir şüphe bırakmıyor. Coburg, Bavyera'da IG Metall ve ilçe başkanı, bir "isyancı kabileler" idi gülümsüyor. Öfke büyük yapmak daha kolay olduğu zaman, o hızla daha fazla cezasını tamamladı "ve Kronacher Lichtenfelser tabii." "Boktan ödeme" ve yozlaşan ajansı castigates "dört tur her zaman kabul edilebilir bir teklif sundu sonra" Sonra subay, işverenlerden Münih çalışır. "Bir bok" eşit işe eşit ücret temel hakkı bakımı Bunlar, yağ kapalı alır vardı politikası. "Itibariyle Cuma günü gittikçe ciddileşiyor. Şey gelince, oy geçecek," Schredl ileri yoldan önce diyor.
Adaletsizliğe öfke kışkırtır Yani, İncil okunabilir, Joe Schneider Katolik papazlık operasyon diyor. Ajansı, çünkü o bir "büyük belası" olarak adlandırdığı "cennet için haksız işgücü ağlıyor."
Değil cennete Eğer kendi merkezi taleplerine rağmen, metalci, Öfke Albert Meydanı dışarı yürüyüşü sırasında ağlıyorum. Yüzde 6,5 oranında daha fazla ödeme, sürekli elde etme eğitimi gören ve kullanan ajans konseyleri daha fazla söz sahibi değiller. Bazı yayaları alkışladı. Dışarı hoparlörler 'sizi aşağı "ölü pantolondan blaring yaparken durmak," Biz sadık kalır, "bir saat sonra elma Jürgen ralli varmıştır.
Greve katılan süreci adımları
Tahkim:
Her biri uzlaştırıcı belirlemek Birliği ve işveren, tarife komisyon bir hakemlik için gönderin. Bu süre boyunca barışı zorunluluğu yoktur, bu nedenle herhangi saldırıları olmalıdır.

Oy pusulaları:
Arabuluculuk başarısızlığı grev, sendika tarafından grev oy açar. Gereği sendika üyelerinin 75-yüzde onayı.

Strike:
Birlik ve bunların endüstriyel eylem çizgisi olan işyerlerinin bölgelerde grev karar. Bu çağrıya göre, daha sonra tüm çalışanların çalışmalarını askıya istenir.

Daha müzakereleri:
Müzakereler sürdürülür ücret onların teklifi hazır düzeltmek için işverene açıklayın. Bu aşamada, grev devam edecektir.

Grevin sona ermesi:
Eğer, anlaşma, sendika üyelerinin yüzde 75'inin oyu ile müzakerelerin sonucu onaylaması gerekir.

 

Kaynak neue prese coburg çeviri gogle

 

  Coburg'da uluslar arası şehir festivali.

 

Coburg - "Dünyanın dört bir yanından Yeni-Coburg" hala Pazar 17 Uluslararası Pazar Festivali'nde olabilir Haziran ayında katılın.Haftada bir parçası olarak 16 "Biz Coburg vardır" 24 ila Haziran pazarda ve bu bağlamda bundan sonra günde bir büyük, zengin bir program olacak hala planlanan birçok olaylardır. Bir hazırlık toplantısı önümüzdeki Pazartesi 23 yer alacak Nisan Coburg, Webergasse 23 "kaygısız cafe" 18 saat (20 karşı saat kadar), bunun yerine. Daha fazla bilgi için 814 421 Ute Valentin, Coburg arayarak elde e-posta veya migration@caritas-coburg.de tarafından kullanılabilir.
Uluslararası örgütlerin yanı sıra Almanca ve Türkçe 100'den fazla farklı milletten temsil kalesi şehirde bulunmaktadır. Birçok kişi sürecinde olduğu gibi haberdar edilecek belki de kendi ülkelerinden buraya tek oldukça yalnız ve. Bazıları kesinlikle şenliklere katılmak istiyorum.
Toplantıda önümüzdeki Pazartesi günü bir araya görülürse ve nasıl herhangi bir büyük grup ve ilgili kulüplerin hiçbiri ait olmayan bu tür faaliyetlere var ama yeni kişiler ilgi katılabilirler.

 

Çeviri:Google

 

  Almanya'ya göcün 50. yılı

  Bir kez yabanci,herzaman yabanci.

 

     Almanyada yabanci Türkiyede almanci

     

       Almanyaya göcün 50.yilinda,göcün gelisen süreci cesitli sivil toplum örgütleri tarafindan kutlaniyor.Medyada göce ait haberlere yer veriliyor.

      ( Almanya'da olup,yöresinde hayalen yasayan bazi arkadaslarimiz ise on yil önce gündeme tasidiklari konuyu bir türlü asamadiklari gibi,benzeri konuyu yasatmaya calisan arkadaslarimizda bu yoldalar! )

       50 yildir nüfusumuz ile birlikde büyüyen sorunlarimiz yeterince irdeleniyormu?

       Dördüncü generasyonun olusdugu Almanya'da bizler buradaki sorunlarimiza egilim göstermeyip hala elimizde bavul gözümüz merdivende Türkiye'ye dönmenin hayaleri ile yasamakdayiz.Oysa görünen o ki 50 yildir burada olmamiz bunun öyle olmadiginin bir göstergesidir.

      Yasadigimiz toplumda her generasyonun kendine ait sorunlari vardir.Bu sorunlarla basedemeyen halkimiz cogu kez sorunu ile bas basa birakilmisdir.Buda yetmiyormus gibi bazi konularda desifre edilerek ( cifte vatandaslik,bankalara dövüz yatirimi.) Alman makamlarindan madi zararlara maruz kalmislardir.

     Atmisli yilarda cogunlugu kirsal bölgelerden gelen Babalarimiz ve Annelerimiz arkalarinda gözü yasli cocuklarini eslerini yakinlarini birakarak dilini örf ve adetlerini bilmedikleri bir ülkeye gelerek bu zor sartlar altinda para kazanarak geri dönmeyi planlamislardir.Cogumuz biliriz kimisi bir traktör alip dönecekdi kimisi bir cift öküz alacakdi.Kimiside biraz para birikdirip bir yatirim yapacakdi.Evdeki hesabin carsiya uymazligini cok yasayanlar oldu.Tas ve tas üstünde kalmayan Fasist Hitler rejminin birakdigi virane ülkeye bizim gibi kendi kendini besleyecek yedi ülkeden biri olan Türkiye'den gelmemizde ayri aci bir gercek olsa gerek.

    Gelisen sürec icerisinde Almanyadaki türklere bakis acisi zaman icerisinde degisime ugramisdir.Bu degisim ayni sürec icerisinde Türkiye'de de Almancilara karsi degisime ugramisdir.

     * Almanyada yasayan ilk generasyonumuzun dil ve uyum sorunu günümzde hala degismemisdir.

     * Ikinci generasyon ise iki kisimi ile ele almak gerekir Türkiyeden gelenler aile bilesimi ile.Almanyada dogup büyüyenler.Anne ve Babalarinin ister dil sorunlari olsun isterse kendilerinin egitim sorunlarinin olmasi cocuklarina yeterince destek verememeleri.Cocuklarinin egitimde kendi geleceklerini kendileri ile bas basa birakmisdir.

     * Ücüncü generasyon bu yönü ile sanslidir,onlar hem dil konusunda hemde kültürel konuda artik her iki dili ve kültürü tanimakdadir.

     * Dördüncü generasyon ise Alman ve Türk dilini ve Kültürünü daha iyi taniyacakdir malesef ayirt edemiyecekdir?

       Almanya'ya Göcün 50.Yilinda,bulunduklari tüm alanlarda üstün basarilar ve daha güzel yarinlar yasayabilmek icin tüm gurbetci dostlarimizi.Saygi ve sevgi ile selamliyoruz.

    

alamanyabeyleri.com

 
 

Bir Tahta Bavula geldim" bes alti Bavul yaptim gidemedim burda kaldim.

 

       1968 yilinda Sivas’dan basvuru yapdim Almanya’ya gidebilmek icin.Bir yil sonra basvurum kabul oldu.Islemler icin Istanbul’a gittik

Diyorum cünkü bizim Köy’den arkadaslar akrabalar ve tanidiklar ( Süleyman ,Kenan;Sükrü,Muzaferin Esi. ) vardi.Hemen hemen alti kisi vardik.Islemlerimiz iki hafta devam etti en önemlisi saglik kontrolüydü.Bundan gececegimden hic ümütlü degildim.Ama bundanda gecdim.

      Gurbet yolu basladi,sabah erken saatlerinde tirene bindik.Biletlerimiz önceden alinmis ve hazir edilmisdi .Istasyon okadar kalabalikdi ki coluk cocuk Kadinlar eslerini yolcu edenlerle.

Gidenlere el saliyorlardi,bende Sabkami cikardim el saladim.

 

MENDİLİMDE KAN SESLERİ

...

Çocuklar, kadınlar, erkekler
Trenler tıklım tıklım
Trenler cepheye giden trenler gibi
İşçiler
Almanya yolcusu işçiler
Kadınlar
Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi
Ellerinde bavullar, fileler
Kolonyalar, su şişeleri, paketler
Onlar ki, hepsi
Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler
Ah güzel Ahmet Abim benim
Gördün mü bak
Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar
Ve dağılmış pazar yerlerine memleket
Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile
Gelse de
Öyle sürekli değil
Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün
O kadar çabuk
O kadar kısa
İşte o kadar.


Edip Cansever

 

       Almanyanin Münich sehir istasyonuna ikiyüz kisi kadar bir kalabalikla inmisdik.Tecüman gelin diye cagiriyordu icimizden biri „ulan“ gavur memleketine geldik görüyormusunuz  nerden düsdük buraya dedi.Bir digeri O  müslüman dedigin memlekette

Karnin doymadida nicin geldin gavurun memleketine sana Mektupmu yazdilar gel diye dedi.

Kim oldugunu bilmedigim birisiydi.

       Tercüman yardimi ile bizi gidecegimiz yerlere dagitilar ve anlatilar nasil ve nere gidecegimizi.Almanya’ya gelince bir gariplik cökdü üzerime kötü oldum.Kimse yokdu yanimda tanidigim yalniz hisetim kendimi.

      Ben tirende tek basima idim,birkac bayan haricinde kimse yokdu.Istasyona indim bir Bavulumla istasyon cok temizd. Oturdum bir sigara icdim.Trenden benden baska Türk inmemidi.Elimde kagit vardi hangi Sehirde hangi istasyonda inecegime dair.Tercüman tarif etmisdi ayrica nasil ve nerde inecegimi.

„Abidinin Oglu Kara Hüseyin“ gibi  babayigit bir adam geldi yanindada hanimida vardi.Bir sigara cikardi adama bakiyorum ben, iki parmak kalinliginda vardi ucunu isirdi ati ve yakdi.

Cekedimin icindeki kagiti görmüs,kadinla konusup bana bakisdilar gülüsdüler.Adam yanima geldi kagidi  aldi birseyler dedi ama ben anlamadim sonra kadin elimden tutup arabayi gösterdi.Beni almaya geldiklerini anladim ve onlari takip etim elimde bir Tahta bavulumla.

Arabaya bindik ve beni götürdüler Heime ( Fabrika evi ) üc kati ve FAbrikanin yanindaydi.

Adam beni birakdi giti ve biraz sonra o bayan bana hazirlamis oldugu birseyler getirdi acikmisdim,ekmek salam ne oldunu bile düsünmeden yedim.Odanin Anahtarini bana verdi.

Adam ve birseyler anlati anlamadim.Bir hüzün cökdü ve gec yatim artik geri dönemeyecegimi anlamisdim.Sabah uyandim bir gürültü ile disari bakdigimda iscileri gördüm.Bir kilometre uzaklikdan bulup getirdigi tercümanla bana nasil calisacagimi ve bilmem gerekenleri anlati.

Böylelikle Lamsbiringende’ki bu Metal firmasinda böylece calismaya baslamisdim.

Su an emekliyim ve hala Almanyadayim geri dönemedim.   

      

Haci K. 

alamanyabeyleri.com

 

  Sanat mı Sanatcımı!

            nümüz koşularında Sanatcı olarak güncel kalabilmek veya dinleyici gönlünde    yer kazanmak zordur.Çünkü artık biz dinleyicilerde seçici olmakdayız ve olmalıyızda.

              Ben Sanatcı dendiginde O sanatcıdan aradıgım özeliklerden en önemlisidir aynı duygular ve düsünceler icerisinde bir birlikdeligimiz varmıdır diye.

               Bu nokdada ayrıntılar başlıyor zanedersem öyleki.

                Sanatcı da bizim kadar seçici olmak zorundadır.Ya düsünceleri yani kişisel karekteri dogrultusunda Sanatını icra edip çıkdıgı ve sundugu programlarda seçici olmakdadır.

                Yada düşüncesinden taviz verip sadece ekonomik çıkarını öncül görmesi gerekmekdedir.

                 Ne diyelim,''Özü sözü Duruşu net olan Sanatcılarımıza selam olsun.''

 

alamanyabeyleri.com

 

Modernlesmis köleci toplum


 
Teknolajinin gelismesi ile birlikde kendisini sürekli yenileyen kapitalist sistemin bize yansimalari.Modern köleci toplum diye nitelememiz yerinde olsa gerek bugünkü isci sinifinin üzerinde yapilan uygulamalara.
 Taseron Firma adi altinda  düsük fiatlar ile calisdirilan emekciler calisdiklari ve calisdirildiklari Firmalar arasinda firsatan istifade niteliginde düsük ücretle ve kötü kosular altinda calisdirilmakdadir.Ekonomik kiriz ile birlikde gelisip büyüyen bu sektör öyle bir konuma geldiki,artik isci bulma kurumlari ile birlikde calisabilmekdedir.Hata bazi Firmalar baska Taseron Firma adi altinda kendilerine yeni olusumlar yaparak bu firsatan istifade etmekdedirler.


Peki bu Taseron Firmalarin biz emekcilere yada kendilerine olan zararlari nelerdir.
Öncelikle calisdiklari Firmalarda ise alinabiliriz umudu ile calisdiklari is kosularinda kendilerine yöneltilen teklif ve taleplere hayir demek gibi bir durum olusdurulmuyor.Bu durum diger iscilerinde zaman icerisindeki olumsuzluklara karsi olan direnislerini kirmakdadir.


Isveren acisindan ise güzel ve mantikli bir isgücüdür.Istedigi süre icerisinde calisdirip istedigi an ise gönderebilecegi bir amele iscisi gibidir.Öyle ki artik calisdirilan iscilerin yüzde elisi tasören iscileri ile doldurulmakdadir.Ayrica Taseron Firmasinin iscileri ile diger iscilerin aydatlari arasinda büyük bir farklilik vardir.
Alim gücü düsen isci sinifinin yasam standarti ve gecim sikintisi bununla birlikde emekcilerin ikinci bir isde calisma riskini dogurmakdadir.Bir örnek verecek olursak.
Hannover: Yapilan bir arasdirmada son iki yilda,3,7 % ikinci bir isyerinde calisilmakda."(2008 yilina nazaran ise 15% dir.AWD)


Bu calisma kosulari ile birlikde gelen olumsuzluklar.
Dortmund:Bilimsel acidan kanitlanan,cok calismak sagliksiz.haftada uzun calisanlar daha cok rahatsizlik cekiyor.Uyku rahatsizligi,sirt agrisi ve kalp rahatsizligi.(BAuA)Yapilan testlere göre,her dört kiside haftada 60 saat calisan uyku sorunundan sikayetci.Haftada 35 ve 44 Saat calisanlarin ise bes kiside birisi.Haftada 19 Saatan az calisanlar ise her on kiside birisi.Vardiyeli calisanlar veya ihtiyaca göre gece aksam calisanlar ise rahatsizliklari daha fazlalasiyor.Sagligi bozuldugu gibi sosyal yasamida bozulmakdadir.
Diger bir yandan yarin nerde hangi Firmada ne kadar calisacagini bilmeyen bu isciler artik günlük calismaya günlük düsünmeye ve günlük tüketmeye baslamisdir.Artik yarina yarinlara dönük planlar yapmak ona hayal ürünüdür.


Peki böylesi bir toplumda aile yasamindan bahsedebilirmiyiz?
Bu olumsuzluklar ile birlikde Kapitalis sistem bir adim daha ileri giderek vardiye sistemlerinde, firsat bu firsat dercesine degisik uygulamalarda gec kalmamisdir.21 vardiye 18 vardiye üc günlük vardiye üc haftalik vardiye vs. derken kendi istegine göre vardiye sekileri uygulamakdadir.
Artik hafta sonu'nun ailesel bir önemi kalmadigi gibi dini acidanda zaman birakmamisdir.Biz isci sinifi acisindan bakalim olaya Anne ve Baba calisdiklari bu yogun tempo icerisinde artik evlerini bir pansiyon gibi kulanmaya ve cocuklarina yeterince ilgi ve sevgiyi verememekdedir.Böyle yetisip gelisen bir aile fertlerinden egoist bireysel bir gencligin olusmamasi mümkün degildir.Mutlakki böylesi bir toplum,varolan sistemin de emelidir.


Daha da önemlisi isci sinifinin bütünlügünü böylelikle baltalamakdadir.
Bütün bu olumsuzluklara ragmen oturdugumuz yerlerde dertlesip sikayetlesecegimize sendikal mücadele icerisinde yer alip sinifsal özeliklerimizi ve haklarimizi gasp eden bu sisteme karsi sendikal mücadeleden yer almakdir, baska bir alternatifimizde yokdur.
Unutmayalim ki sendikalar gücünü biz isci sinifindan almakdadir.


Yarinlara yeni Köleler yetisdirmemek icin...........


 alamanyabeyleri.com